Kısa Metraj Sohbetler - Ethem Onur Bilgiç

19 Mayıs 2015

Ekleyen: Bilal Cangül

2286

 Kısa Metraj Sohbetler - Ethem Onur Bilgiç

Öncelikle okurlarımız için sizden bir “ETHEM ONUR BİLGİÇ” tanımı alabilir miyiz?

Merhabalar. İstanbul’da atölyesinde çalışmalarına devam eden illüstratör, grafik tasarımcı ve animatör olarak kendimi tanımlayabilirim.



İllüstrasyon anlamında başarılı, ses getiren birçok çalışmanıza sosyal ağlardaki sayfalarınızdan ve web sitenizden ulaşmak mümkün. İllüstrator kimliğinizden ziyade öncelikli olarak sinemasal çalışmalarınız hakkında bilgi almak istiyorum. Önceki dönemde Deniz Tarsus’un yönetmenliğini üstlenmiş olduğu “MOD” kısa filminin görüntü yönetmenliğinde ve şu dönemde de festival yolculuğuna başarıyla devam eden “Salkım Söğüt” animasyon kısa film çalışmasını hayata getiren bir sanatçı olarak kısa filmin sizin için ne ifade ettiğini ve görsel anlamda birçok projeye imza atan birisi olarak da sizin projeleriniz arasındaki önemi nedir?

Kısa film, benim için hikaye anlatma yollarından biri. Hem görsel hem de işitsel araçları kullanabildiğimizden dolayı açıkçası benim için en heyecan verici yol diyebilirim.



Son projeniz “Salkım Söğüt” animasyon kısa film çalışmanızdan söz etmişken, yapım aşaması sürecinden bahsedebilir misiniz? Ayrıca ülkemizde animasyon kısa film çalışmaları geçmişe oranla daha da arttı, düzeyi, zorlukları ve gidişatı nasıl yorumlarsınız?

Salkım Söğüt, proje olarak 2 senelik bir geçmişi olsa da yapım süresi olarak 4-5 aylık bir çalışma sonucu ortaya çıkmış bir kısa canlandırma film. Deniz Tarsus’la beraber senaryosuna son şeklini verip Türsak’ın “Geleceğin Sineması” yarışmasına katılmıştık. Aldığımız tek maddi destek oradan kazandığımız birincilikti. Sonrasında Deniz’in ve Canlandıranlar Yetenek Kampı’ndan Berat İlk’in destekleriyle sona geldik diyebilirim. Maddi destek almadan sadece kendi imkanlarımızla ilerlediğimiz için projenin bitmesi biraz zaman aldı.

Diğer soruna gelirsek, memlekette üretimin yükselmesi gerçekten güzel ama hala yetersiz seviyede. Bana kalırsa, okul projeleri dışında da insanlar işler üretebilmeli. Eğitim bittiği gibi haklı sebeplerden dolayı insanlar işlerine yoğunlaşıyorlar. Bu durumu değiştirecek fonların artması lazım ama ne yazık ki ülkede bu sıkıntı hala devam ediyor.



Son dönem de İstanbul Film Festivali ile gündeme gelen sansür konusu hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Ülkemiz film festivallerinin çok şekilci olduğunu düşünüyorum. Hatta bir çoğunun toplama festivaller olduğu için ruhlarının olmadığını düşünüyorum. Bir sene baktıkları kriterlerin ve seçimlerinin bir sonraki sene bambaşka bir seçicilikte olduğunu görmek zor değil. Bunun nedeni her sene değişen ve kurumsallaşamayan ekipleri. Buna ön elemene jürisi terörü de eklenebiliyor. Vasıfsız insanlardan –ne yazık ki bu vasıfsız insanların bir çoğu akademisyen oluyor- sadece tanıdıkları ya da meslekleri yüzünden jüride yer almaları da rol oynuyor. Kısaca şartlar böyle olunca evrensel olarak saygı gören festival sayımız 3’ü geçemiyor. Oysa verilen ödüller, çağrılan ünlüler, harcanan paralara bakarsak çok daha ilerde olmalıyız.

Yurt dışında da saçma sapan bir çok festival var. Önemli olan sürekliliğini sağlamış, kurumsallaşmış festivaller. En basiti Filmfest Dresden’de yarıştı Salkım Söğüt, ve festivale gidememiş olsam da her gün maillerle durumu anlattılar. Festival öncesi filmin gösterileceği sinema salonunun kapasitesinden, tarihine ayrıntılı bilgi geçtiler. Yani ben orada olmasam da festivali bana yaşattılar. Türkiye’de çoğu festival lütfedip sizi festivale davet bile etmiyor. Sorsanız bütçe derler ama ödülleri yükseltip sadece rakamlarla insanlara sükse yapma peşindeler. Festival neden yapılır? Filmleri yapanlarla filmleri izleyenleri bir araya getirmedikten sonra festivalin anlamı nedir ki? Bütçe demişken bir örnek olarak Kosova’da düzenlenen Dokufest’i verebilirim. Çok düşük bir bütçeyle öyle bir festival yapıyorlar ki, sanırım benim katıldığım en eğlenceli, en samimi festivaldi. Çünkü enerjisi bile size bir şeyler yapmak için teşvik ediyordu. 5 yıldızlı otelleri, acayip sinema salonları falan yok Prizren’in, ama gerçek bir festival düzenliyor oradakiler.

Sansür olayına gelinirse, yönetmelik böyleyse bu kurala neden yıllardır isyan etmediğimizi tartışmak lazım. Uygulanmıyor diye yıllarca susmak, görmezden gelmek gerçekten ilginç. Hadi biz bilmiyoruz, festivaller nasıl buna karşı harekete geçmedi yıllarca? Bakanlığa topluca ya da şahsi olarak dilekçe yollamak, bu yasanın yanlış olduğunu bildirmek gerekiyor. Filmleri göstermeyerek falan bu işi değiştiremeyiz.



Sektörde kısa film projelerini hayata getirmek için uğraşan birçok isim var ve size de bu isimlerden ulaşıp filmlerinin afiş tasarımını yapmanızı rica edenler oluyor. Ve biz de bunlardan biriyiz “Zamanı Beklemek” kısa filmiyle… Gelen ricalardan, size ulaşan projelerden kabulü nasıl sağlıyor, seçimlerinizi ne yönde yapıyorsunuz?

Elimden geldiğince yardımcı olmak istiyorum. Birbirimizi desteklememiz gerekiyor çünkü. Samimiyetine güvendiğin herkese, zamanım uyuyorsa yardımcı olmaya çalışıyorum. Ama bazen “hacı bize bir afiş yapsana ya, ne istersen hallederiz.” gibi facebook mesajları geliyor. Cevap vermek bile istemiyorum, çünkü facebook’tan böyle mesaj atan bir insanın kendi işine de benim yaptığım tasarıma da saygısı olamaz.

Kısaca elimden geldiğince samimiyetine inandığım herkese yardımcı olmak istiyorum, bundan sonra da isterim...



Peki yurt içi ya da yurt dışından kısa film çalışmalarını takip ettiğiniz yönetmenler var mıdır? Ve “şu ana kadar izlediğim en iyi kısa film” diyerek önerebileceğiniz bir yapım var mıdır? Bir de genel olarak sinemasal anlamda “bana ilham kaynağı olan sinemacı şudur” diyebileceğiniz bir isim var mıdır?

Kısa filmlerini sevdiğim genç yaşlı bir çok insan var. Festivallerin yanında Vimeo - Stuff Picks yeni işleri takip etmek için birebir. Türkiye’de son zamanlarda izlediğim en iyi kısalardan biri Serhat Karaaslan’ın Dondurma’sıydı. Yurt dışında Peter Baumann’ın Border Patrol’u, Dan Sachar’ın kısaları, Aritz Moreno’nın Colera’sı aklıma ilk gelen sağlam işlerden.

Bana ilham oluyor diyebileceğim çok fazla görsel sanatçı var. Sinema için düşünürsek, Darren Aronofsky atmosfer yaratma yönünden bana çok şey öğretiyor. Sinemasını çok sevdiğim usta yönetmenlerden de Martin Scorsese, David Fincher, Yoshiaki Kawajiri, Katsuhiro Ôtomo, Alfonso Cuarón’u sayabilirim.



İşin çok başında olan kısa filmciler için ne tür önerileriniz olabilir?

Günümüzde artık film yapmak çok daha kolay. Programlar, bilgisayarlar, kameralar artık daha kolay ulaşılır durumdalar. Bunun gücünün farkında olmak gerekiyor. Bunların araç olduğunu da unutmamak lazım. Önce hayal kurmalı, sonrasında bu hayali tasarlamayı bilmeliyiz.



Gelecek projeleriniz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Kendi projelerim için biraz maymun iştahlıyım. Şu an elimde iki grafik roman projesi var. Biri bizim memlekette çıkan bir kitabın uyarlaması, diğeri yurtdışında film olacak bir proje. Sanırım önümüzdeki bir kaç ay bunlarla boğuşurum. Bu arada Deniz Tarsus’un bir kısa film projesi ve bir de klip işimiz var. Grafik romanlar sonuca ulaşınca yeni bir film projesine başlayacağım. Sinopsisi hazır, konseptlerinin tasarımlarına devam ediyorum. Senaryosunun son hali için Deniz’in biraz zamanını çalmam gerekecek.



Son olarak monetafilm.com hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum, ne düşünüyorsunuz?

Samimiyetle takip ettiğim bir kaç siteden biri. Umarım çok daha gelişir, büyür, projelerinin sonu gelmez...




Ethem Onur Bilgiç′in çalışmalarını aşağıda vereceğimiz adreslerden takip edebilirsiniz.

http://www.ethemonur.com/
https://vimeo.com/ethemonur
https://www.facebook.com/ethemonurbilgic
https://www.facebook.com/salkimsogutanimation


PAYLAŞ



Yorumlar



Geri Dön: Ana Sayfa